Blogumu yazmaya başlayalı henüz 15 ayı yeni doldurdum. Halen kendimi acemi blogger (*) olarak görüyorum. Oysa blogger olmanın çok eğlenceli başka yönleri de varmış. Bilseydim daha önceden blog yazmaya başlar şimdiye dek çoktan kıdemli mertebeye terfi ederdim. Ama olsun, acemi ya da kıdemli çok da fark etmiyormuş. Birkaç ay önce sevgili blogger arkadaşlarım Pınar ve Ayşegül sayesinde “Ankara’lı Bloggerlar” adıyla anılan blog yazarlarından oluşan bir grupla tanıştım ve ‘blogger hayatı’nın gereği bir-iki  etkinliğe katıldım. Benzer şekilde geçtiğimiz hafta yine blogger olmanın ayrıcalığıyla davet edildiğim, bu kez biraz daha farklı ama yine biz blog yazarlarını bir araya getiren bir davete katıldım.  Istanbul’dan Tarçın Events tarafından organize edilen ve Ankara’dan sevgili Sibel Erzincan ve  Tolunay Ersoy ‘un büyük katkılarıyla ünlü medyatik şeflerimizden sevgili Özlem Mekik’in Alfa Yayınları tarafından basılan “Özlem Mekik ile Günümüz Lezzetleri” adlı kitabının tanıtımı için “Ankara’lı Bloggerlar” olarak Trilye Restaurant‘ta bir araya geldik. Nefis bir menüyle ağırlandığımız bu davette Ankara’nın en başarılı balık restoranının sahibi sayın Süreyya Üzmez’i daha yakından tanıma şansına eriştik, kendi ağzından bu sektördeki geçmişini, deneyimini ve bugünlere nasıl geldiğinin hikayesini dinledik. Sayın Üzmez’in konuşmasını bitirirken kurduğu “Yeniden dünyaya gelsem yine aynı işi yaparım!” cümlesi ise sanırım Trilye’nin başarısının ne kadar kuvvetli bir meslek aşkına dayandığını anlatmaya yetiyor.

Gelelim asıl konumuz güleryüzlü, karizmatik şefimiz Özlem Mekik’in hikayesine… Birçoğumuz belki de yumurta bile kıramazken, kararlılıkla ve büyük bir olgunlukla hayata atılan, ne istediğini bilen, aklına koyduğunu yapan, çok çalışkan, çok üretken, kısacası on parmağında on marifet dünya tatlısı ve üstelik de son derece mütevazı bir insan Özlem Mekik! Aynı zamanda sizinle konuşurken gözlerinizin derinliklerine kadar uzanarak adeta içinizi okuyan bakışları var, ki bunu çok sevdim!  Özlem Mekik’in genç yaşında elde ettiği başarıları ve tam olarak neler yaptığı hakkında bilgi edinmek için biraz vaktinizi ayırıp buraya tıkladığınızda çıkan yazıyı okumanızı rica ediyorum. Ayrıca kitabını da alırsanız – yani bulur da alabilirseniz, zira duyduğum kadarıyla her yerde tükendi –  önsözünü okumadan sakın ha geçmeyin diyorum! Bu kitap bence daha epey baskı yapar ve yaptıkça da satar çünkü tarifler gayet pratik ve kolay anlaşılacak şekilde kaleme alınmış.  İştah açıcı fotoğraflar ve her tarife eşlik eden son derece faydalı ek bilgi notlarıyla bu kitaptaki tariflerin hepsi de mutfağa meraklı olmayan kişilerde bile yemek yapma isteği uyandıracak nitelikte.

Özlem Şefim iyi ki bu kitabı yazmışsınız ve iyi ki tanıtımı için böyle organizasyonlar düzenlemişsiniz! Seçtiğiniz mekandan, bizlere sunulan menüye ve sponsorlarınız tarafından bizler için hazırlanan ürün paketlerine kadar o günün tüm ayrıntılarında sizin ince zevkiniz ve zerafetiniz yansıyordu. Sizi basından, televizyon programlarından ve sosyal medyadan uzun zamandır tanıyor ve takip ediyor olsam da, bizzat tanışmış olmaktan ve bu güzel davete katılmış olmaktan onur duydum ve çok mutlu oldum. 8 Ağustos 2015 günü benim için çok ama çok güzel  bir anı olarak kalacak.

Son olarak, meraklıları için kısaca menümüzde neler olduğuna da değinmek istiyorum. Başlangıç olarak, marine kurutulmuş domates, balık pastırmalı humus, fava, tahinli patlıcan ve topikten oluşan nefis bir antre tabağı geldi. Ayrıca soğuk meze olarak ahtapot salatası ve çiroz da vardı. Hepsi çok başarılıydı ama bunların içinden bilhassa topik ve çiroz benden tam not aldı. Ardından ara sıcak olarak  lezzetli bir deniz mahsullü börek geldi. Sonra kabak çiçeği tempura geldi, ki bu da hem farklı bir lezzet hem de gayet başarılıydı. Ana yemek olarak ise tam kıvamında pişirilmiş fileto levrek ızgaraya zengin bir mevsim salatası eşlik etti. (Bu yemeklerin güzel fotoğraflarını ben çekemedim ama buraya tıklayarak bir blogger arkadaşımın sayfasından bakabilirsiniz.) Tatlı olarak ‘Suyun Ötesi’, yani hala popülerliğini koruyan Balkanların meşhur tatlısı trileçe vardı. O da yetmedi, bir de sevgili Tolunay’ın sürprizi olarak çikolatalı nefis bir pasta yedik! Ve nihayet, yanında lokumuyla ikram edilen Türk kahvesiyle bu müthiş yemek faslı son buldu!

Hediyeler için sponsor firmalar  Gurup Inoks, Kalecik Un, Mutfağın Yıldızı Pakmaya, ve her yerde kolay kolay bulamayacağınız dünya mutfaklarına ait leziz ürünler için Nefisgurme‘ye bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Hediye edilen tüm ürünler çok güzel ve lezzetliydi fakat o günün anısını en kalıcı biçimde taşıyacak olan hiç tartışmasız bu Şef bıçağıdır!

(*) Blog yazarı anlamına gelen bu sözcük camiada bu şekilde kabul gördüğü için ben de genele uyup İngilizcesini kullanmayı tercih ediyorum.